Pahalı ve Lüks Markalar, Ürünler, Mekanlar…

 


Bir İpte İki Canbaz: Bernini – Borromini

Eklenme Tarihi: November 4, 2012 SANAT
Nd8LT94eTAEefMkT

Roma’nın neresine giderseniz gidin,şehri beraber geziyormuş hissine kapıldığınız, eserleriyle şehirlerini onurlandırmış ve kendilerini ölümsüzleştirmiş iki büyük usta… Barok Roma’nın yaratıcıları ve gerçek sahipleri; Gian Lorenzo Bernini ve Francesco Borromini.

Bu iki deha, kendilerine özel sorunları, çalkantılı hayatları, en önemlisi de birbirleriyle uğraşırken bir yandan da Roma’nın göz alıcı silüetinin en önemli parçalarını insanlığa hediye etmişlerdir. Gian Lorenzo Bernini;1598 Napoli doğumlu ressam, baş mimar, şair, heykeltıraş ve oyun yazarıdır. Hayatının büyük bir bölümünü daha yirmili yaşlarının başında himayesine girdiği Papa’lığın baş mimarı olarak geçiren Bernini bu süre içerisinde Roma’daki  eserlerin üçte ikisinin de yaratıcısı olmuştur. Çağdaşı, Francesco Castelli yani bilinen ismiyle Francesco Borromini ise bir duvarcının oğlu olarak Lugano Gölü kenarında bulunan Bissone’de doğmuş ve sıradan bir duvarcıyken önce Milano daha sonra Roma’ya giderek kendini mimarlık alanında eğitmiş ve süre gelen yıllarda San Carlino, Sant’ Ivo alla Sapienzaen  ve Sant’Agnese in Agone gibi önemli eserlerle en az Bernini kadar yetenekli olduğunu herkese gösterme fırsatı bulmuştur.

Peki neydi Roma’nın bu iki büyük ustasını karşı karşıya getiren?

On yedinci yüzyılda kiliseler sanatçıları var eden yada yok eden yerlerdi. Dolayısıyla dönemin bütün sanatçıları kiliseden iş alabilmek ve kendilerini gösterebilmek için birbirleriyle rekabet etmek zorunda kalıyorlardı ve bu rekabet her zaman olması gerektiği kadar adil olmayabiliyordu. Gian Lorenzo Bernini çalışkan,kültürlü,zeki,azimli ve istediğini nasıl elde edeceğini iyi bilen bir adamdı. Neredeyse çocuk sayılacak yaştan itibaren kendisine olan güveni ve karizmasıyla etrafındaki insanları kendine hayran bırakmıştı.

 

Kilisenin ve Papalığın’da gözdesi olan bu genç adamın popülaritesi şovalye ilan edilmesiyle bir kat daha artmış,Cavaliere Bernini artık bütün Roma’nın konuştuğu ve saygı duyduğu bir kimse haline gelmişti.Kendisi de bunca övgü ve itibarı karşılıksız bırakmamış her zaman işlerini hayranlık uyandıracak güzellikte ve tam zamanında teslim etmişti.Tabi ki bu durum herkes için o kadar da mutluluk verici değildi.Bernini’nin rakipleri sürekli olarak onun dehası ve çekiciliği altında eziliyordu.Özelliklede en az kendisi kadar yetenekli olan rakibi Francesco Borromini görmesi gereken itibardan yoksun kalıyordu. Borromini, Bernini’nin neredeyse tam zıttı bir karaktere sahipti. Sinirli, aşırı hırslı ve nörotik tavırları onu çevresinden ve insanlardan uzaklaştırıyor, hak ettiği övgüyü alamamasından sadece Bernini’yi sorumlu tutuyordu. Çokta haksız sayılmazdı aslında.

1624’te kilise, San Pietro Katedral’ini yenilenme çalışmalarına başladığı sırada  Bernini’den Aziz Petus’un mezarı üzerine, yapının ihtişamına yakışır bir baldaken yapmasını istedi. Ancak kilisenin hesaba katmadığı bir şey vardı,oda bu işin ciddi bir mimarlık eğitimi gerektirdiği ve Bernini’nin bu iş için yeterli vasıflara sahip olmadığıydı. Cavaliere güçlü dostlarının da desteğiyle işe başladıktan sonra çeşitli teknik sorunlarla karşılaştı. Kıvrılarak uzanan bronz sütunların üzerine ağır sayvanı oturtmak onun uzmanlık alanının dışında kalıyordu. Bu nedenle kilise yardım etmesi için Francesco Borromini’yi görevlendirmişti. Borromini başlarda bu fikirden hiç hoşlanmasa da kilisenin arzusunu yerine getirmek zorunda olduğunun farkındaydı.

Borromini bu ünlü baldakenin neredeyse bütün çizimlerini tek başına yapmış ve büyük emek harcadığı bu eseri kendi elleriyle en büyük rakibine teslim etmek zorunda kalmıştır. Eser bittiğinde neredeyse bütün şehir yeniden Bernini’nin yeteneğini konuşur olmuştu. Onca emeğinin karşısında Borromini’ye gerekli itibarı göstermeyen ve bütün övgüyü tek başına kabul eden Bernini ise bu davranışıyla artık bir rakibe değil bir düşmana sahipti.

Bu olaydan sonra Borromini uzun süre sessizliğini korumuş ve işlerin Bernini için kötü gideceği anı beklemeye koyulmuştu. Yıllar sonra yeniden San Pietro Katedrali için göreve çağırılan Bernini,görevi büyük bir memnuniyetle kabul etmiş ve kendisinden,katedralin iki köşesine de tek katlı saat kuleleri yapması istenmişti. Aradan geçen sürede Bernini egosundan bir şey kaybetmemiş ve projedeki tek katlı olan saat kulelerini Michelangelo’nun büyük kubbesine meydan okurcasına üç katlı yapmaya karar vermişti.Ancak çok büyük bir problem vardı. Kuleler bataklık bir arazi üzerine yapılacaktı ve  bu bilgi kendisine projeye başlamadan önce verilmişti.

Bernini 1641’de bitirdiği ilk kulesini aynı yıl halka açmış ve aradan iki ay geçmeden kulede derin çatlaklar meydana gelmişti.Bu çatlaklar öylesine ciddi boyutlara ulaşmıştı ki artık sadece kule için değil katedralin tümü için tehlike arz ediyordu. Şovalye Bernini bu büyük hatayla gözden düştü ve yaptığı kule için soruşturma açıldı. Bunu fırsat bilen Borromini,kulenin ne kadar büyük bir hatanın üzerine inşa edildiğini göstermek için kiliseye kendi çizimlerinin de arasında bulunduğu kanıtlar sunarak Bernini’nin kulesini yıktırdı ve yıllardır gölgesinde kaldığı düşmanından öcünü aldı. Çağdaş olmadıkları takdirde birbirine şüphesiz büyük saygı duyacak olan bu iki büyük deha çıkar çatışmaları yüzünden birbirinin kuyusunu kazar olmuştu.Bernini ve Borromini hayatları boyunca birbirlerinin en büyük rakibi olarak görülmüşlerdi fakat ikisinin de hiçbir zaman farkına varmadığı daha büyük bir rakibi vardı. Oda kendileriydi…

Gian Lorenzo Bernini hayatı boyunca kendini fazlasıyla beğenen ve başka insanların düşüncelerine saygı göstermeyen biriydi.Gerekli durumlarda yardım istemesine izin vermeyen egosu her zaman onun en büyük düşmanı olmuştu. Francesco Borromini ise içine kapanık,sinirli ve güvensiz yapısıyla kendisini diğer insanlardan uzaklaştırarak başarılarını sürekli şekilde gölgeledi ve 1667’de ağır bir bunalım geçirerek kendi yaşamına son verdi. Ancak yaptıkları hatalar ne derece büyük olursa olsun bu iki deha isimlerini tarihe altın harflerle yazdırmış ve insanlığa sonsuza dek koruması gereken muhteşem bir miras bırakmışlardır. Bu gün bile Roma’ya giden herkes onlar sayesinde sanatın ne demek olduğunun en çarpıcı şekliyle görme fırsatına sahiptirler.

Kaan Erk

 

 

 

 

 

 

 

 


 
GALERİ
 
  • mvtikka-fireplace-by-nuvist-4
  • 1
  • J.P.-Tod’s-Sartorial-Collection-1
  • atmosphere-kanifushi-1
  • Oto-Cycles-Oto-Elecric-Bike-15
  • perkins-8
  • 3
  • gucci2
  • tommy-hilfiger-spring-2014-campaign1
  • sutton-place-hotel
  • rag_bone01
  • 4.EVER-Pininfarina-Cambiano-Inkless-Pen
  • bison-straight-razor-2
  • Theodent-300-Whitening-Crystal-Mint-1
  • Reinast-Toothbrush-1
  • Club-Monaco-Spring-Summer-2014-Ad-Campaign
  • chanel-camelia-galbe-7
  • safo8
  • David-Beckham-Peter-Lindbergh-Belstaff-02
  • Freja-Beha-Erichsen-MOCo-SS14-06
  • wlwc-crocodile-wrapped-fixed-gear-bike-01
  • Budnitz-Bicycles-FTB-fat-bike-5
  • bentley-harlow-armchair-2
  • Benheine_01
  • Nendo_Baccarat_chessset_01
  • TechnoLUgy by LU Murano
  • Only-You-Hotel-Lounge-in-Madrid-11
  • opmonocle
  • LUX-Le-Morne-Resort-Mauritius-1
  • 1